Kur'an-ı Kerim ile Peygamber(s.a.s)'in hadisi varken neden ictihada ihtiaç duyuldu,ictihad şartları nelerdir,ictihat kapısı her zaman açık mıdır?

0

Cenab-ı Allah; büyüklük ve camalini göstermek ve dünyayı imar etmek için insanı halife olarak yarattı.Hilafet görevini gereği gibi yapabilmesi için,onu arzu ve istekleriyle başbaşa bırakmadı.İnanç, ibadet,alış-veriş ve hayatın her dalında ferd ve toplumun menfaatine yönelik olarak hükmünü beyan edip,indirdiği sahife ve kitaplarıyla yolunu aydınlattı.En son olarak da en mükemmel ve kıyamete kadar hüküm sürecek Kur'an-ı Kerimi insanlığa ithaf etti.Ancak dünya hadiseleri sonsuz olmakla beraber Kur'an-ı Kerim'in kelimeleri ile mahduttur.Açıkça her hadisenin hükmünü beyan etmez.Bunun için ortaya çıkan bir hadisenin hükmünü anlamak için önce Kur'an-ı Kerim'e, sonra Peygember(s.a.s)'in hadisine baş vurulur.Bunlardan birisnde kesin olarak hükmü beyan edilmiş ise mesele tamamdır.Hiç bir kanaat yürütülemez.Hadisenin hükmü Kur'an ve Sünnet'te açıkça belirtilmemişse ictihada gidilir.Yani,Kur'an ve Sünnet'in ışığı altında hükmünü ortaya çıkarmak için cehd ve gayret gösterilir.İctihat yüce dinimizin en büyük meziyetlerinden biridir.İctihad sebebiyle hayat sahnesinde ortaya çıkan bütün hadiselerin hükmü beyan edilebilir.Dinimizin,her asrın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kabiliyete sahip olmasının sebeplerinden biri de budur.

İCTİHAD'IN ŞARTLARI

İctihad'ın belli başlı dokuz şartı vardır:
1-Arapça dilini ve üslubunu bilmek.Çünkü dinin kaynağı Kur'an-ı Kerim ile sünnet-i seniyyedir.Bunlarda arapçadır.
2-Kur'an-ı Kerim'in âmm ve hâssını,mutlak ve mukayedini,nasıh ve mensuhunu bilmek.
3-Peygamberin sünnet'ini kavli, fi'li ve takriri olmak üzere bilmek.
4-Hakkında ictihad edilcek mesele ile ilgili icma veya ihtilafı bilmek,icma'nın vuku'unda hiç şüphe yoktur.Sahabenin birçok meselelerde vakî olan icmâ'ını hiç bir kimse inkâr edemez.Ancak Ahmed bin Hanbel sahabeden sonra icmâ'ın vaki olmadığını söylüyordu.Şafi'i de sahabelerden sonraki icmâ'ı inkâr etmemeş ise de,bir meselede kendisine icmâ'dan söz edildiği zaman onu kabul etmiyordu.
5-Kıyas ve kaidelerini bilmek.
6-Şer'i ahkâmın maksat ve gayesini bilmek.
7-Hak ile batılı birbirinden ayırabilecek kadar ölçülü olmak.
8-İctihâd'â ve islama karşı samimi olmak.
9-İnancı sağlam olup bid'attan uzak olmaktır.
Bundan anlaşılıyor ki, ictihad kolay bir mesele değildir.Herkes ictihad davasında bulunamaz.Akıl ve çevreye veya doğu ve batıdan ithal edilen düşünce ve görüşlere istinaden hiç bir kimse islami konularda ictihad edemez.
İctidadın kapısı her zaman açıktır.
İctihad kapısı,birinci asırda açık olduğu gibi her asırda da açıktır.Yeter ki içtihad'ın şartlarını haiz bir kimse bulunsun.Şu tarihten şu tarihe kadar açık idi sonra kapandı veya kapatıldı demek yanlıştır.Kapanış ve açılışı elimizde değildir.Bu husus için hiç bir kimseye verilmemiştir.Hangi ayet veya hadis ictihad kapısı şu tarihe kadar açık,bu tarihten şu tarihe kadar kapılıdır diyor?Hatta bütün fukaha her asırda ictihad'ın yapılmsı gerekir diyorlar.Mesela el-Envar'de şöyle deniliyor:
"Kâdının hür, erkek, mükellef,adîl ve müctehid olması şarttır.Çünkü her asırda daha önceki asırlarda vakî olan hadiseler tekerrür etseydi, eski müctehidlerin fetvalarıyla amel edilebilirdi.Ama her asırda ayrı hadiseler ortaya çıktığı için yeni ictihadlar gerekir."(8) Bu her asırda yeni fıkhi mezheplerin kurulması gereklidir manasına hamledilmemelidir.

Birinci asırda müslümanlar,bilgilerini Kur'an ve sünnet'ten alıp onlarla amel ediyorlardı.Kur'an ve sünnet'te yer almamış meseleler hakkında içtihad ediyor veya ehline soruyorlardı.O zamanda belli bir mezhep yoktu.İkinci asırda ,çoğalıp dağılan müslümanlar yeni hadiseler,yeni adet ve an'anelerle karşılaştılar.Bunun üzerine ulemâ, bunları hall etmek için büyük i'tinâ gösterip ictihad'da bulundular.Ve bunun neticesinde çeşitli mezhepler ,ekoller ortaya çıktı.Herkes kendi mezhebini müdaa etmeye başladı.Ancak hristiyanlar gibi birbirini tekfir etmezlerdi.Bu ihtilaf normaldir.Çünkü herhangi kapalı bir mesele etrafında görüş te'atisi olursa mutlaka birbirine ters düşen fikirler doğacaktır.Mesela "va'l-mutallâkatu yeterabbasna bi enfusihinne selâsete kurûin" ayet-i celilesinde yer alan "kuru" kelimesi "kur" kelimesinin çoğuludur.Bu kelime arapçada kadının aybaşı hali manasına geldiği gibi temizlik manasına da geliyor.Sahabelerin bazısı, kur' kelimesi ay başı manasında olup, boşanan kadının iddeti üç ay başıdır.Bazısı da temizlik manasından olup, boşanan kadının iddeti üç temizlik müddetidir demişlerdir.

(8) Envar. C. 2, s. 391.

Kaynak
Halil Günenç Hoca Efendi
Günümüz Meselelerine Fetvalar 1.Cilt Sayfa:18,19,20,21 - İlim Yayınları 1983

Etiketler:

Yorumlar (Yorum Yazmak İçin Üye Olunuz)